Mittwoch, 17. Dezember 2014



Kör zaman çivisini, yastığıma kuyulanırken yakaladım kulağından
"Terkhâne efsanesinin binini bir paraya satarım" dedi. 
"Dayanamam, alırım" dedim.
"Adı Müşerref Zehra öyle değil mi?" dedi.
Dayanamam, severim dedim. 

İncirleşmiş ellerini bir sarımlık tütünlere sevdiriyorsun, üzülüyoruz Müşerref Zehra 
Şehir şehir kaçan sağır kuşlar duysun diye elin kulağında nazara geliyorsun, korkuyoruz Müşerref Zehra.
Ceylan kaçamağından güvercin sığınağına varana kadar bin derdimizin dermanı oluyorsun, değişmiyoruz Müşerref Zehra. 
... 
Adı Müşerref Zehra olsaydı meşru şerbetleri içerken böyle utanır mıydım? 
Adı Müşerref Zehra olsaydı fikrimi zikrime böyle karıştırır mıydım? 
Adı Müşerref Zehra olsa yoldan geçen ilk kadını durdurup adını söyletmez miydim?

Neyse ki adı Müşerref Zehra değildi.










Mittwoch, 10. Dezember 2014



hırkasının içine çıkan bereket yokuşunun başında,
teneşire de yatırsak iflah olmaz bu dünyalıklar.
hey gidi günleri anlatan eksikli minyatürde
hesapsız bir soylulukla giyip çıkardığı hırkanın vefa miski
yokuştan alaşağı ediyor meşrebimin dervişlik şerbetini
kaşının solundan türbeler dal verecek gibi semeresi,
meselesi, kelimesi, tekmili birden koluma girse de
şahitliğim yoktur kulaksız kuyu taşım taşım kaynarken.
şahitliğim, başında su kuyusu taşıyan kadından ağırdır benim.





Freitag, 5. Dezember 2014



ayşe kadın gün gördü / dönüp analığa yüz sürdü
dediler "hekim okun at"!/ dedi "hikmet" yüz güldü
ayşe kadın, gün döndü / varıp kadınlığa büründü.


Samstag, 29. November 2014


bütün günü bir şiiri kurgulayarak geçiren huysuz şair
çapraz sokağında ter atan kediye nazire olsun diye
içinden daha derin kuyulara bakıyor dik dik
babadan kalma hoş dönümlük üzüm bağından
ne şaraplar, ne sarhoşluklar, ne pekmezler sızdırıyor
ve yazıyor : “şair, şiirlerinin halaybaşı olabilendir.”
sen ne umuyordun ki iki gözümün biricik nutku
şair dediğin kendi kedisinin güzellemesidir



kafamız güzel vesselam
:) 

Freitag, 28. November 2014



tütün de saramıyoruz zarifoğlu'nun teyzesi gibi
içimiz kavrulsun mu böyle her sabah soba başında
böyle tütünsüz dumansız

Mittwoch, 26. November 2014




yolumu eşkıyalar kessindi, yeminim olsundu,
bitimsiz bir serveti fukaraya dağıtır gibi yürüyüşü
günübirlik bir misafir kadar acemileştirdi varımı yoğumu.
varlığım ki ne günler görmüştü ten katından hallice
paha bilmez çocuklar gibi ben,
parmak hesaplarını ince ince kırdıktan sonra
zalim babalar gibi içten içe ağlardım.