Sonntag, 13. Juli 2014


Bir kitabın hakkımızdaki tüm renkleri boyaması mümkün müdür?
Mümkün müdür bütün boyalarımızı beyaza silmesi?
Aynı zamanda yeşile çalması tüm hayırlı renklerin

Bazen bir kitabın kendine harf olamayacağını bilmek gibi midir?
Bir kırmızının bir ebrudaki tüm renklerden daha renkli olması ve
Şarkıların el-hamra’dan daha arabesk yükselmesi tarihin dışında

Bazı kitapları ekseninden kaydırmadan tutmanın bahtı kadar mıdır?
Bir kitabın, kalbinin sağından bahar vermesi
Ha baharın yeşili ha kitabın beyazıyım,
Mümkün değilim efendim, mümkün değilim,
İmkanım yok.


Samstag, 5. Juli 2014



Hep sen tanrım, hep sen seviyorsun böyle
Dağdan oyulmuş mermer evler gibi
Sonra o mermer evlere birer birer
Giriyoruz çünkü bizi bir ses çağırıyor tanrım
Ve mermer evler sesinden tespih yapıyoruz
Eğik minare başındaki büyük adamlar gibi

Bak bu bizim adağımız; himmet eyle…


Freitag, 20. Juni 2014


"Gelen geldi, bitti. Bu gelen bir."


Gölgem büyüdükçe büyüyorum sevdiceğim ağaç
Bir minare gibi bir merkeze en yakın ve en uzak diğerlerinden
Dönüp dolaşıp her gün ortası selim ağaç
Söküldüğümüzü düşün bütün kılcal köklerimizden
Sabahın nurundaki tütün kadar tütüyor mu yoksa tüketiyor mu
Bizi bu gölgelik sevdiceğim ağaç

Menekşeyi, kuşu ve sütü sevdiğini sanıyordun ya
Bazı şeyleri anlamaktan korkma:
Tanrı'nın çanları da yalan konuşmaz sevdiceğim ağaç.
Yalanı konuşan insanlardır.
Ve ağaçlar dünyadan yana umut beslemeyenlerdir.

Bazı ağaçlar şiir de yazıyor sevdiceğim ağaç
Ve ben yapraklarından öpmek istiyorum yeşilini
Bir yıldırımın düşmeyeceğine ve
Bir göktaşının çarpmayacağına dair müjdeler veriyor Tanrı
Çünkü Tanrı bütün kapılarını açandır sevdiceğim ağaç

İyi ağaç, iyi kapı
Yeşil ağaç, taş kapı
Sabah nuru, gece serinliği
Ellerim koşuyor, ellerim
Yetişebilecek misin sevdiceğim ağaç?

Samstag, 24. Mai 2014

İnsanın gözü ağrımaya başladıktan sonra görmemesi gibi
Kulağı ağrıdıktan sonra duymaması gibi
Değil dili yandıktan sonra konuşamaması

Donnerstag, 15. Mai 2014





Güldürgeç hikâyelerinin yazarı çıkageldi bir gün
Bütün günlerdeki hiç beklemediğimiz bir at binicisi
Gölgeleri de yaratan bir tanrının adıyla başladı
...
Karşı karşıya duran ve durması mecbur olan
Asırlık binaların bakışı gibi bakıyorum ya sana
Sabitlenmiş, kilitlenmiş ve belirlenmiş günler aşkına!
İki bin yıllık geçmişim yok ki benim
Neden böyle bakıyorum sana?
Eğer anlatırsan iki bin yıllık geçmişim olduğunu
İnanacağım sana hem de iki bin yıllık bir bina gibi
Kararmış taşlarım ve mermer sütunlarım var gibi
İnanacağım iki bin yıldır burada durduğuma.
İki bin yıllık bir bina gibi inanacağım
Bir çiçeğin neden dal vermediğine ve
Bir ağacın neden açmadığına dair
Tabiat hikâyelerini de anlatacağım
Sen söylersen inanacağım iki bin yıldır burada durduğuma

Donnerstag, 17. April 2014

Yağmurun dökülürken çıkardığı sesleri ve inerken değdiği noktaları,
Birledin mi mahir parmaklar? Kim bilmez ki yağmurun incelerek döküldüğünü,
Ve inceldikçe rahmete dönüştüğünü. Çünkü mahirâne inceltmekten alamaz kendini.
Bu yüzdendir kıdemli göksel kazalar, kadere geçiş sağlar. Çünkü Tur’da ateş neyse burda sesini
Nice beyler, nice vakitlerde avuç avuç satarlar. Değil mi?
Paçalarına kadar toprak ihtimaline batmış bir lisana benziyorsun. Öyle mi?
Tüm seslerin bir tarihi olsa sesinden başlatırdı kitaplar. Pek tabii.

Adem’in düşüşü nefsinden değil; ben isterim ki ellerinin bereketine bereket düşsün.
Beylerin makamını kim dokuyorsa bana da ben isterim ki “seni” efendim.