Donnerstag, 11. September 2014


En çok bir kokuya tutulmanın hevesinde değilim. Bir nur ver bana şu camiye sarılalım. İnsan yığınları senden geliyor bir vakit namazının ertesinde ve varlığının omuzlarından öpüyorum koşarak. Böylesi bir gönül kalabalığını ancak bir cami tutabilirdi içinde. Bir nur ver bana yalanlar dışında. Koca dünyada binlerce değil bir tek yalan olsa bunu da kendime adarım. Omuzlarından öptüğüm ve öpmek istediğim insanları da sana...

Bir ağacı yüzyıllara yayan kudretinin içinde zikre düşüren tevhidin kölesi olabilirim... Olurum;
Buzdan taş, buzdan toprak, mermerden yaprak.

Acılarımın sistematik olmayışı, gamzenin, en büyük ve hararetli ateşin en serin ve berrak anına denk gelmesinden... Sene milattan önceki milatlar, sene kavimler göçü, sene latin istilâsı ya da haçlı seferleri ve diğerleri... Onlar hep bir kuyuyu savunmak içindi. İpek yolu, baharat yolu ve amerika'nın keşfi hep aynı dünyalığı satmak içindi.

Bir müslüman beyinin bir tekfur kızı ile nikahında siyaseten ne varsa tarihin akışında da aynı kopuk hakikatler olmalıydı.Bir sultanın yayılmacı politikası ile bir sofinin kalp genişliği arasındaki katrilyonluk mesafe farkını ve daha nicelerini hangi tarihçi anlatırdı sana?

Ben hakikatimi sana satmaya razı oldum. Bir kere daha yazayım mı?

Sonntag, 13. Juli 2014


Bir kitabın hakkımızdaki tüm renkleri boyaması mümkün müdür?
Mümkün müdür bütün boyalarımızı beyaza silmesi?
Aynı zamanda yeşile çalması tüm hayırlı renklerin

Bazen bir kitabın kendine harf olamayacağını bilmek gibi midir?
Bir kırmızının bir ebrudaki tüm renklerden daha renkli olması ve
Şarkıların el-hamra’dan daha arabesk yükselmesi tarihin dışında

Bazı kitapları ekseninden kaydırmadan tutmanın bahtı kadar mıdır?
Bir kitabın, kalbinin sağından bahar vermesi
Ha baharın yeşili ha kitabın beyazıyım,
Mümkün değilim efendim, mümkün değilim,
İmkanım yok.